SİYASİ İLETİŞİM ZİRVESİ 2013

Brand Week Istanbul kapsamında 14 Kasım 2013’de gerçekleşen Siyasi İletişim Zirvesi’nde, Türkiye ile birlikte Türk siyasetinin ihtiyacı olan iletişim ve pazarlama stratejilerinden söz edildi. Seçim maratonu öncesinde siyasi iletişimin nabzını tutan zirve, Avrupa Siyasi Danışmanlar Derneği Başkan Yardımcısı Necati Özkan’ın konuşmasıyla başladı.

Zirvenin diğer konuşmacıları ise Kampanya gurusu ve usta iletişimci Ravi Singh, İstanbul Politikalar Merkezi Başkanı ve Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Fuat Keyman, Ipsos Türkiye Başkanı Vural Çakır, İstanbul Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi Deniz Ülke Arıboğan, Arter Ajans Başkanı Erol Olçok, Konda Genel Müdürü Bekir Ağırdır, AG Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Adil Gür, Konsensüs Yönetim Kurulu Başkanı Murat Sarı ve Genar Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Aktaş’tı. Türkiye’nin önde gelen gazetecilerinden Eyüp Can Sağlık, Aslı Aslıntaşbaş, Mahmut Övür, Koray Çalışkan ve Serdar Turgut ise medyanın siyaset üzerindeki dönüştürücü etkisini ve medyanın kendi içinde yaşadığı dönüşümü yorumladı.

Brand Week Istanbul‘un ikinci gününde Türkiye’den ve dünyadan birçok siyasi iletişim uzmanı, kamuoyu araştırma şirketi yöneticisi, akademisyen ve gazeteciyi bir araya getiren Siyasi İletişim Zirvesi, Avrupa Siyasi Danışmanlar Derneği Başkan Yardımcısı Necati Özkan’ın konuşmasıyla başladı. Özkan’a göre ülkemizde kamu vicdanını rahatsız eden bir şey olsa da, ileri demokrasilerde 1950′lerden bu yana siyasetin ve fikirlerin pazarlanabilir olduğu yaygın bir kabul. Konuşmasına siyasette ‘konumlandırma’ fikrine eğilen Necati Özkan, Türk ve dünya politika sahnelerinden konumlandırma örneklerini paylaşarak, siyasi kampanyalarda zihinlerdeki algıyı değiştirecek ya da yönetecek yegâne yolun strateji ve mesajların doğru belirlenmesinden geçtiğini belirtti.

Tüm sorunlara çare bulmak mı hedefi daraltmak mı?
Seçmen zihninde doğru bir algı yaratabilmek için seçmenleri fikir bombardımanına tutmak yerine tek ve anlaşılır bir mesajla yola çıkılması gerektiğini özellikle vurgulayan Necati Özkan, ABD Başkanı Barack Obama’nın başkan aday adaylığını açıkladığı günden başkanlık koltuğunu kazanana kadar geçen sürede ‘değişim’ mesajını benimseyerek ve kampanyasının kanallarını yalnızca bu konsept üzerinde örgütleyerek, kendisine nazaran çok daha tecrübeli bir siyasetçi olan John McCain’e göre, konumlandırmanın çok daha başarılı bir örneğini sergilediğini belirtti. Özkan, Türkiye’den de sıradan olmalarına rağmen koşulları ve seçmeni doğru okuyup; konumlandırma ve stratejilerini tek bir strateji üzerine kurarak seçimleri kazanan Demokrat Parti ‘Yeter, Söz Milletindir’ ve Refah Partisi ‘Adil Düzen’ kampanyalarını gösterdi.

Entegre bir dünya, entegre nesiller
‘Vatandaş gazeteciliği’ sayesinde haberin ve bilginin kaynağının merkezi ve geleneksel medyadan kaydığını vurgulayan Necati Özkan, sosyal medyayı dikkate almayan politik iletişimin etkili olamayacağını sözlerine ekledi. Özkan’a göre kamusal alan, birtakım grup ve topluluklar arasındaki ortamla sınırlı değil; kamusal alan artık tüm dünya. Türkiye’nin ‘yeni seçmen’ profili, 1981 sonrası doğan Y kuşağı ve 1995 sonrası doğan Z kuşağı. Dünyanın ilk kez yetişkinlerin gençlerden bir şeyler öğrenebildiği bir döneme girdiğini belirten Özkan, siyaset kendisini buna hazırlamalı. Bu seçmenin kullandığı ‘devrim araçları’ ise Kalaşnikof ya da ustura değil; Twitter ve Facebook.

Siyasi İletişim Zirvesi’nde ‘Seçim Kazandıran Fikir İhtiyaçlardan Çıkar’ isimli ikinci oturum konuşmacıları İstanbul Politikalar Merkezi Başkanı ve Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Fuat Keyman, Ipsos Türkiye Başkanı Vural Çakır, İstanbul Bilgi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Üyesi Deniz Ülke Arıboğan ve Arter Ajans Başkanı Erol Olçok’tu. Oturumda iktidarın Gezi Olayları’ndaki iletişimi ve seçimlere yaklaşırken Türkiye’nin yeni toplumsal analizi gibi konular konuşuldu.

“Bir parti tartışabilir bir fikir ortaya sürüyorsa, o parti lider partidir”
Moderatörlüğünü yaptığı oturumda Necati Özkan Arıboğan’a, Türkiye’nin önünde yer alan üç seçimde, merkez sağ ve merkez solun yüzde 70/yüzde 30 şeklinde seyreden akıbetinin, Gezi Olayları gibi önceden kestirilemez olaylardan nasıl etkileneceğini sordu. Arıboğan sözlerine sadece pazarlama ve siyaset düzeyinde analizlerle; sosyolojik tarafı göz ardı ederek başarı elde edilemeyeceğini söyleyerek başladı. Arıboğan kentleşme sürecinin Türkiye’de bir ara kültür oluşturduğunu ve AK Parti’nin kentli ve ara kültür arasındaki bu bağı simgelediğini söyledi. Kanal İstanbul ya da Marmaray gibi projelerin AK Parti’ye oy getirmeyeceğini düşündüğünü söyleyen Arıboğan, Türkiye’de ilk kez dış siyasetin iç siyasete bu denli malzeme olduğunu belirtti. Bunların Türkiye’nin küreselleştiğinin emaresi olduğunu ve bunu iyi görmek gerektiğini vurgulayan Arıboğan, muhalefetin konumlandırma stratejisini, iktidar partisi ne derse ona muhalif olmak ve kendi değerlerini ortaya koyamamakla eleştirdi ve ekledi: “Bir parti tartışabilir bir fikir ortaya sürüyorsa, o parti lider partidir.”

“Türkiye’nin yeni bir öyküye ihtiyacı var”
Oturumda Özkan ikinci olarak Keyman’a “Türkiye’nin toplumsal geçmişine bakarak yakın geleceğini nasıl görüyorsun?” diye sordu. Keyman AK Parti’nin son 11 yılda bir öykü yarattığını; ancak artık bu öykü ve öyküyü dinleyenler arasında bir kopma olduğunu söyledi.

AK Parti’nin bu öyküsünün liderlik, aşırı istikrar, aşırı kutuplaşma bağlamında sorunlar yaşadığını söyleyen Keyman yaratılan dönüşümün en önemli olayının kentleşme ve başarılı bir orta sınıflaşma olduğunun altını çizdi. Keyman kentleşme, orta sınıflaşma ve askeri vesayetten çıkmanın zayıf bir demokrasi karnesi ve derin bir kutuplaşma olarak iki önemli sorun ortaya koyduğunu söyledi. Keyman sözlerine, yeni dönemde yeni bir liderlik ve takım anlayışının kazanabileceğini söyleyerek nokta koydu.

Seçim zaferi için 2-3-5 formülü
Oturumun ilerleyen dakikalarında Özkan Çakır’dan siyasete bir kent okuması yaparak bakmasını istedi. Çakır seçim zaferini formüle ederek 2-3-5 taktiğinden bahsetti. Çakır’ın bahsettiği formül ise şöyle;
2- Ekonomi
3- Dindarlık, milliyetçilik, laiklik
5- Aidiyet duygusu, otoriteye saygı, çocuk çevresinde dönen bir aile algısı, geçici heyecanlanma ve çabuk statü kazanma/sınıf atlama

“Gezi’nin kapsama alanını çok abartıyoruz”
Özkan oturumun önemli konuşmacılarından Erol Olçok’a “Gezi’yi neden yanlış okudunuz? Süreci sen mi yönettin?” şeklinde esprili bir soru yöneltti. Salonda gülüşmelerle karşılanan soruya Olçok, “Çok şanslıyım ki Tayyip Erdoğan gibi bir liderle çalışıyorum” diyerek başladı. Gezi Olayları’nın kapsama alanının abartıldığını ve Gezi’yi tüm topluma ait bir duygu gibi aktarmanın hata olduğunu söyleyen Olçok, Gezi’deki yönetim sürecinin, ajitasyona ve manipülasyona getiren yanlışlıkların düzeltilmesine dayandığını söyledi.

Konda Genel Müdürü Bekir Ağırdır, AG Araştırma Yönetim Kurulu Başkanı Adil Gür, Konsensüs Yönetim Kurulu Başkanı Murat Sarı ve Genar Yönetim Kurulu Başkanı İhsan Aktaş sunumlarında, siyasetin nabzını tutan araştırma, anket ve istatistiksel analizlerin önemlerinin yanı sıra problemlerine değindiler.

Araştırma sektörünün meslek etiğini baltalayan bir durum olan müşterinin arzusuna göre araştırmaları belirlemek olduğunu ileri süren İhsan Aktaş, araştırmaların toplumun yüzeyinde fark edilmeyen eğilim ve algıları belirlemek için bilimsel ilkelere yaslanması gerektiğini belirtti. Türkiye’de de siyaset alanında, yalnızca seçim dönemlerinde başvurulan bir kaynak olmaktan çıktığını belirten konuşmacı doğru yönlendirilmesi durumunda topluma dair gerçekçi ve güvenilir bir okuma sağlayabileceğini sözlerine ekledi.

Murat Sarı ise sözlerine pazar araştırması ve siyaset araştırması arasındaki farkları vurgulayarak başlayarak, siyaset araştırmalarının hata ve yanlış yorumlara karşı daha kırılgan olduğunu ve sonuçların sosyolojik analizlerinin dikkatle yapılması; araştırma yönetiminin uzmanlık alanlarına göre belirlenmesi gerektiğini belirtti.

Araştırma sektörünün güvene dayalı olduğunun altını çizen Adil Gür’se algı belirleme ve algı yönetiminde anketlere büyük iş düştüğünü ancak siyasetçilerin doğruyu duymaktan çok hoşnut olmadığını ve rakipleri ‘ötekileştirmeye’ hizmet edebileceğini sözlerine ekledi. Seçmenin sandığa hangi eğilimlerle yöneldiğinin ve seçim dönemi ve icraat arasındaki farkların iyi okunmadığı bir araştırmanın, toplumun çok katmanlı yapısını yansıtmaktan uzak olacağını sözlerine ekledi.

Murat Sarı: “Bugün seçim olsa, hangi partiye oy verirdiniz?”
Araştırma ve anketlerin, iktidar partisi kadar muhalefet tarafından da kullanılması gerektiği düşüncesini paylaşan oturum konuşmacıları, araştırmaları takip eden muhalefetin toplumu suçlamaktan ziyade gerekli önlemleri alarak iktidar partisine daha iyi alternatif ve eleştiriler sunabileceğinin altını çizdiler.

Kampanya gurusu ve usta iletişimci Ravi Singh Siyasi İletişim Zirvesi’nde seçim dersleri verdi. Başını Amerikan seçimlerinin çektiği birçok seçim döneminde, veri analizi üzerinden yaptığı yüksek isabetli değerlendirmelerle dünyadaki tüm siyasi çevrelerin gözünü üzerinde toplayan kampanya gurusu ve iletişim dehası Ravi Singh ‘keynote speaker’ olarak yer aldığı Siyasi İletişim Zirvesi’nde ‘Branding democracy’ adlı bir sunum yaptı.

Eski ABD başkanı Kennedy’nin ‘We have to be public servent’ (Biz kamu hizmetlisi olmak zorundayız) sözlerinden etkilenerek siyasete girdiğini belirten Singh sözlerine İstanbul’da olduğu için çok heyecanlı olduğunu söyleyerek başladı. Başına bağladığı türban ile kendini İstanbul’da çok rahat hissettiğini söyleyerek salondakileri güldüren usta iletişimci, siyasetin ‘business’tan, seçmenlerin ise tüketicilerden farklı olduğunu belirterek, yapılan en büyük hatalardan birinin siyasetçilerin seçmenden ziyade iş çevrelerine hitap etmesi olduğunu söyledi.

Singh demokrasinin üç temel bileşenini hükümet, kampanya ve seçim olarak açıkladı; ancak e-demokrasi’den bahsedilecekse önemli olanın kampanya ayağı olduğunun altını çizdi.

Dijital strateji yaratmak

“Her nesil teknolojiyi nasıl kullanacağına dair farklı fikir öve yöntemlere sahip” diyen Singh, Türkiye’deki internet kullanıcı sayısının nüfusun yüzde 46′sını oluşturduğunu ve Türkiye’nin engagement oranıyla Avrupa’da ikinci sırada yer aldığını belirtti ve salona ‘Siz ne zaman çalışmaya vakit buluyorsunuz?’ şeklinde esprili bir soru yöneltti.
Singh bir seçim kampanyasının alt yapı, iletişim, organizasyon ve strateji olmak üzere dört ayağı olduğunu; ancak önemli olanın dijital strateji yaratmaktan, dijital war room’lar oluşturmaktan, gerekli altyapıyı iyi bir organizasyonla bir araya getirmekten geçtiğini söyledi.

“Aynı anda fotoğrafımızı çekelim”
Singh bir ara salondaki herkesin kendisinin fotoğrafını çekmesini istedi ve kendisinin de salondakilerin fotoğrafını çekeceğini söyledi. Bu şekilde eş zamanlı bir sosyal medya deneyine de imza atan Singh, fotoğrafların ‘Lütfen RT’ #brandweek hashtag’i eşliğinde @campaignguru sayfasına iletilmesini istedi ve gün sonunda nasıl bir etki yaratıldığına şaşırılacağını söyledi.

Politikanın yeni billboard’u
Singh sunumunda ABD Başkanı Barack Obama’nın seçim kampanyalarından örnekler verdi. Mitt Romney ve Barack Obama’nın Facebook ve Twitter profillerinin detaylarına değinen Singh, Obama’nın Twitter sayfasını işaret ederek, “Politikanın yeni billboard’una hoş geldiniz” dedi. Türkiye’deki çoğu siyasetçinin Twitter hesaplarını asistanlarının kullandığını söyleyen Singh “Peki sizin yerinize çalışan da asistanınız mı?” diye sordu.

Türkiye’nin önde gelen gazetecilerinden Eyüp Can Sağlık, Aslı Aslıntaşbaş, Mahmut Övür, Koray Çalışkan ve Serdar Turgut medyanın siyaset üzerindeki dönüştürücü etkisini ve medyanın kendi içinde yaşadığı dönüşümü yorumladı.

Radikal gazetesi genel yayın yönetmeni Eyüp Can Sağlık’ın siyasi karar verme süreçlerinde etkisi olup olmadığına dair sorusu üzerine söz alan Habertürk gazetesi köşe yazarı Serdar Turgut öncelikle hangi medyanın söz konusu olduğunun belirtilmesi gerektiğini vurguladı. Yeni medyanın önemine değinen Turgut, iletişim aracının mesajın içeriğini belirleme gücüne sahip olduğunun altını çizdi.

Milliyet gazetesinden Aslı Aydıntaşbaş medya ve siyasetin iletişim alanında kurulan ve enformasyonun akışını değiştiren ‘yeni dünya’ya adapte olduğu varsayımını desteklemediğini belirtti. Bireyin siyaset erki karşısında hiç olmadığı kadar güçlü olduğuna değinen köşe yazarı, ‘Twitter belası’nın lider ve tek adam otoritesini yıkıma sürüklediğinin ve iletişimin tepeden aşağıya yönelen akışın tersine döndüğünü sözlerine ekledi. Siyasetçilerin danışmanlarından aldıkları tavsiyeler doğrultusunda belirli fikir ve ideolojileri kitlelere pazarlayabileceği düşüncesinin Gezi olaylarından itibaren geçerliliğini yitirdiğinin altını çizdi.

“Hafif şizofrenik, bölünmüş bir dünya”
Sosyal medyanın iletişimi resmi olmaktan çıkararak, herkesin ‘dinlenilebilir’ olmaya layık görüldüğü ve daha yatay örgütlenen bir mecra olduğunu vurgulayan Boğaziçi Üniversitesi öğretim görevlisi Koray Çalışkan, insanların kendilerinden farklı olanlarla ilk kez iletişim içinde olmasının demokratik iklime hizmet ettiğini belirtti.

Buna rağmen, dönüşümün demokrasiye doğru olduğunu söylemek için erken olduğunu vurgulayan Çalışkan, yeni sistemin kurulmakta olduğu ancak eskisinin de etkisini henüz yitirmediği bir geçiş döneminde olduğumuzu ve bu dönemlerin uzlaşım ve kabullerinin gerilimli ve heterojen olduğunu ifade etti.

Cemaatçi ve kutuplaşan ortama karşı yeni medya yeterince güçlü mü?
Sabah gazetesi köşe yazarı Mahmut Övür, yeni medyanın önemini desteklemekle birlikte, sürece eleştirel ve temkinli yaklaşmanın da unutulmaması gerektiğini zira asıl belirleyici olanın siyaset ve siyasetin içeriği olması gerektiğini belirtti. Vatandaş gazeteciliğinin ve bireysel hikâye anlatımının yeni bir şey söylemedikçe ve yöneldiği belirli bir amaç olmazsa değişimin sınırlı ve kısır olacağını sözlerine ekledi. Yapılması gerekenin geleneksel medyanın eleştirel ve öğretici içeriğinin yeni medyanın retoriğiyle dengelenmesinin ideal olduğunu belirten Eyüp Can Sağlık ise asıl gücün siyasette olmasının daha tercih edilir olacağını ve medyanın süreci belirlemekten ziyade etkilemesinin gerektiğini belirtti.